haber elbistan

 

haber elbistan

ydı.Savasçının ayaklarının dibinde hareketsiz yatan bedeni tanıyınca madalyon Crysania’nınhissizlesen elinden kaydı.Raistlin! diye fısıldadı.Tam platin zincirin parmakları arasından kaydığını hissederken, etrafındaki ısık dalgalanıncaaklına, düsmekte olan madalyonu tutmak gelmisti.Kosmaya basladı; dünyası, elinde deliler gibi sallanan ısıkla haber elbistan dönüyordu. Ayakları altındankaranlık suretler kaçısıyordu ama Crysania bunları fark etmedi bile. Karanlıktan daha boğucu birkorkuyla dolan kız büyücünün yanma diz çöktü.Büyücü yüzükoyun yerde yatıyordu, kukuletası basındaydı. Crysania kibarca adamı kaldırıpçevirdi. Korkuyla kukuletasını yüzünden çekti ve parlayan madalyonu üzerine tuttu. Korku kalbinibuz kestirmisti.Büyücünün teni kül rengi, dudakları maviydi; gözleri kapalı, çukur göz bosluklarınagömülmüstü.Ne yaptın? diye bağırdı Caramon’a, büyücünün cansız olduğu anlasılan bedeninin yanına dizçökerek. Ne yaptın? haber elbistan diye sordu sesi kederi ve hiddetiyle çatlayarak.Crysania? diye fısıldadı Caramon boğuk bir sesle.Madalyondan süzülen ısık ayakta durmakta olan gladyatörün sureti üzerinde garip gölgeleryaratıyordu. Kollarını uzatmıs, elleri havayı dermansızca yoklarken adam basını kadının sesinedoğru çevirmisti. Crysania? diye tekrarladı yine, hıçkırarak. Kıza doğru bir adım atarkenkardesinin bacaklarına takılıp kafa üstü yere düstü.Neredeyse hemen, dizleri ve elleri üzerinde doğruldu; nefesi kesik kesikti, gözleri fal tası gibiaçılmıs, öylece bakıyordu. Elini uzattı.Crysania? Kadının sesine doğru bir hamle yaptı. Isığın! Bize ısığını getir! Çabuk!Zaten ısığım var Caramon! Ben…Aziz Paladine! diye mırıldandı Crysania, adama madalyonunyumusak aydınlığında bakarken. Sen körsün!Kadın elini uzatarak adamın uzanmıs olan, seğirmekteki parmaklarını tuttu. Kadının temasıüzerine haber elbistan Caramon rahatlayarak yenide

nda kendisini hiç bukadar mutsuz hissetmemisti.Her seyden önce beyaz saçlı, kara cüppeli rahibin, ona, durup, beklemesini söylediği odatamamen bostu. Üzerlerinde haber elbistan ilginç, minik nesnelerin durduğu masa falan yoktu; hiç sandalye deyoktu (zaten o da o yüzden ayakta bekliyordu). Duvar dahi yoktu! Bir odada olduğunu da, kararahibin ona bekleme salonunda bekle dediğinde anlamıstı. Tas, aniden bir odada olduğunuhissetmisti.Ama gördüğü kadarıyla hiçliğin ortasında duruyordu. Bu noktada, neresinin yukarısı, neresininasağısı olduğunu bile bilmiyordu. Her taraf birbirine benziyordu; garip, parlak, alev benzeri birrenkle.Tekrar ve tekrar kendisini Karanlık Kraliçe’yle karsılasacağını hatırlatarak, teselli etmeyeçalısıyordu. Tanis’in, Kraliçe ile Neraka Mabet’inde karsılasmasını anlatısını hatırlıyordu.Büyük bir karanlıkla çevrelenmistim, demisti Tanis ve anlatırken olayın üzerinden aylar geçmisolmasına rağmen sesi hâlâ titriyordu, ama bu fiziksel varlıktan çok benim aklımdaki haber elbistan karanlığabenziyordu. Nefes

haber elbistan

a bile netameli bir sıhhate sahipti. Temiz havadan nefret eder, gül,baharat ve rutubet kokan ılık havada215oturmayı yeğlerdi. Genellikle Dalamar bunu pek umursamazdı. Ama haber elbistan bazen, özellikle baharda elfruhunun, sonsuza kadar terk etmis olduğu orman yurdunu özlediği zamanlar olurdu.Pencerenin yanında durmus, Shoikan Korusu’nun dehsetinin dahi Kule’ye erismesine engelolamadığı, tazelenmis yasamın kokusunu ciğerlerine çeken Dalamar bir an, Silvanesti’yi düsündü.Kara bir elf…ısıktan ayrılmıs biri. Dalamar’ın halkı öyleydi. Alt seviyeden ve mevkiden elfleremistik sanatların yasak olduğu toplumda, onun, hiçbir elfin çekinmeden bakmaya bile cesaretedemeyeceği Kara Cüppeyi giydiği anlasıldığında, elf lordları, Dalamar’ın ellerini, ayaklarını vegözlerini bağlayıp, ağzını tıkamıslardı. Sonra onu bir yük arabasına atıp, ülkelerinin sınırlarınakadar götürülmüslerdi.Hiçbir sey göremeyen Dalamar’ın Silvanesti hakkındaki son anıları toz ağaçlarının, açançiçeklerin ve verimli toprakların kokusuydu. O zamanın da bahar olduğunu hatırladı.Dstese geri dönebilir miydi? Dönmek için bunları bırakır mıydı? Hüzün veya pismanlık duyuyormuydu? Gayri ihtiyari Dalamar in eli göğsüne gitti. haber elbistan Kara cüppenin altında,

maya devam edeceksin. Seni rahat bırakırım, emin olabilirsin. Sana seref sözüveriyorum.Bu sözle birlikte çadırdan dısarı çıkarak muhafızlarla konusmaya basladı.Utançtan kızaran fakat hiddetten konusamayan Crysania, bir an için çadırda kalıp kendine çekidüzen haber elbistan verdi. Sonra o da, çadırdan dısarı çıktı. Muhafızların yüzüne bir kez bakınca hemen Caramon’laalçak sesle konustukları halde konusmalarının bir bölümü-, nün duyulmus olduğunuanladı.152Meraklı, alaycı bakısları görmezliğe gelerek hızla etrafına bakındı ve kara bir cüppenin ormaniçinde kaybolusunu gördü. Çadıra dönerek pelerinini kaptığı gibi aceleyle omuzlarına atarak aynıyöne yöneldi.Caramon, Crysani’nın kampın kenarından ormana girdiğini gördü. Raistlin’i görmemis olmasınarağmen Crysania’nm o tarafa yönelisinin nedenini gayet iyi tahmin edebiliyordu. Kıza seslenmeyeyeltendi. Bu huzursuz zamanlarda, Garnet Dağları eteğindeki cılız çam ormanında bir tehlikeolduğunu duymamıs olmasına rağmen, isi sansa bırakmamak gerekirdi.Ama tam kızın ismi dilinin ucuna gelmisti ki adamlarının ikisinin manâlı manâlı bakıstığınıgördü. Caramon’un gözüne aniden kendisinin asktan perisan olmus bir genç gibi rahibeninardından seslenisi canlamverdi ve ağzını kapattı. Ayrıca Garic de arkasında yorgun görünüslü bircüce ile barbalarm kürkleri ve tüyleri ile süslenmis uzun boylu, esmer bir genç adamla ona doğrugeliyordu.Haberciler olduklarını fark etti Caramon. Onlarla görüsebilirdi. Ama… Bakısları bir kez dahaormana kaydı. Crysania gözden kaybolmustu. Bir tehlike önsezisi Caramon’un haber elbistan her yanını kapladı.Bu

haber elbistan

haber elbistan a

kmelerken, bunlarla birliktediğer sayısız sorunu düsünüyordu.Sonra gözlerini kaldıran Caramon’un bakısları Reghar’a takıldı. Caramon’un kendisini izlediğinifark etmeyen yaslı cüce tas gibi sert halini bir yana bırakmıstı, omuzları çökmüstü haber elbistan ve yorgun biredayla iç geçiriyordu. Flint’e olan benzerliği çok ağır gelmisti Ca-ramon’a. Hiddetinden utanan, buhiddetin baskalarından çok kendisine dönük olduğunu bilen Caramon yapması gerekeni yaptı.Üzülme. Bu geceyi geçirecek kadar suyumuz var. Mutlaka yarın bir kuyuya varırız, sence de öyledeğil mi? dedi, sakarca Reghar’in sırtını sıvazlayarak. Hayret eden ve anında kuskulanan yaslı cücebakıslarını hemen Caramon’a kaldırdı; bir alaya maruz kalmaktan endiselenmisti.Fakat Caramon’un yorgun yüzüyle kendisine gülümsediğini görerek rahat bir nefes aldı. Öyle,dedi cüce karsılık olarak gönülsüz bir tebessümle. Yarın, mutlaka buluruz.Kör kuyudan ayrılarak birlikte kampın yolunu tuttular.Gece, Dergoth Bozkırlarına erken inmisti. Günes, engin, çıplak çöl arazisini görmektenbıkmısçasına dağların ardına hızla düsmüstü. Birkaç kamp atesi parlıyordu; adamların bir çoğu atesyakmayı umursamayacak kadar yorgundu; zaten pisirilecek bir sey de yoktu. Kendi ayrıgruplarında toplanan tepe cüceleri, kuzeyliler ve Bozkırlılar birbirlerini kuskuyla süzüyordu. Vetabii ki hepsi De-vvarlardan çekiniyordu.Bakıslarını kaldıran Caramon, sanki kendisi haber elbistan onları bizzathaber elbistan

 

haber elbistan b

egülüyordu; sonunda kızın nesesinin bulasıcı doğası nedeniyle kıpkırmızı yüzüyle, basını sallayasallaya Caramon da gülmeye basladı.Böylece Tanrılar bize insan olduğumuzu hatırlatıyor, dedi Crysania konusabilecek hale gelince,gözlerindeki yası silerek. İste buradayız, hayal edilebilecek en dehset verici haber elbistan yerde, pusuda, bizibütün olarak yutmak için bekleyen yaratıklarla kusatılmıs bir halde ve bütün düsünebildiğim nasılaç olduğum!Yiyeceğe ihtiyacımız var, dedi Caramon ağırbaslılıkla, aniden ciddileserek. Ve eğer buradauzun süre kalacaksak adam gibi giysilere. Kardesine baktı. Burada ne kadar kalacağız?Fazla değil, diye cevap verdi Raistlin. İksirini içmeyi bitirmisti ve daha simdiden sesi dahagüçlüydü. Soluk yüzüne biraz renk gelmisti. Dinlenecek, gücümü geri kazanacak ve çalısmalarımıtamamlayacak zamana ihtiyacım var. Bu hanımın da -parıltılı bakısları Crysania’ya kaydı, kızadamın sesindeki bu ani yabancı ton karsısında ürperdi- Tanrısıyla iletisim kurup inancınıtazelemeye ihtiyacı var. O zaman Kapı’ya girmeye hazır olacağız. O zaman da kardesim, senistediğin yere gidebilirsin.Crysania, Caramon’un sorgulayan bakıslarını hissetti ama Raistlin’in o korkunç Kapı’dan geçipCehennem’e gitmelerinden, Karanlıklar Kraliçesi ile karsılasmalarından, o kadar serinkanlılıkla vesakin söz etmesi içini dondurmus olduğu halde, bunu, yüzüne hiç aksettirmemisti. Caramon’ungözlerine bakmayı reddetmis, o yüzden gözlerini atese dikmisti.4647Koca adam içini çekip boğazını temizledi. Beni eve mi yollayacaksın? diye sordu ikizine.Eğer gitmek istediğin yer orasıysa…Evet, dedi Caramon, sesi derin ve sertti. Tika’ya dönmek istiyorum ve Tanis’le…konusmakistiyorum. Sesi titredi. Bir sekilde.. .Tas’m orada, İstar’da…ölümünü haber elbistan açıklamak zorundayım. Tanrılhaber elbistan

 

haber elbistan c

rmıstı. Çok özür dilerim efendim ama bir haberci geldi.Dçeri yolla.Odaya genç bir adam girdi. Her yanı toz toprak olmus, yanakları soğuktan kızarmıs olan gençadam, haber elbistan alevli atese hasretle baktığı halde, önce getirdiği mesajı vermek için ileri doğru bir adım attı.Yok yok, sen önce bir ısın, dedi Caramon, elinin bir hareketiyle adamı ocağa doğruyönlendirerek. Birinin atesin değerini anladığını görmek beni memnun etti. Vereceğin haberin pekhos olmayacağına dair bir his var içimde.Tesekkür ederim efendim, dedi adam, minnettarlıkla. Alevli atesin yanında durarak ısıtmak içinellerini uzattı. Haberim su: Tepe cüceleri gitti.Gitti mi? diye tekrarladı Caramon bos bir hayretle, ayağa kalkarken. Nereye gittiler? Tabii kigeriye değildir…Thorbardin’e doğru harekete geçtiler. Haberci tereddüt etti. Ve efendim, Sövalyeler de onlarlabirlikte gitti.Bu delilik! Caramon’un yumruğu masaya inerek tahta isaretlerin havada uçusmasına, haritalarınkenarlarının kıvrılmasına neden oldu. Yüzü sertlesti. Kardesim!Hayır efendim. Belli ki Devvarlarm isi. Size bunu vermem söylendi. Kesesinden bir tomarçıkartan adam, haber elbistan bunu yani thaber elbistan

 

haber elbistan

t Caramon’un içindeki bir seyler İstar’da kapanmıstı. Kardesini yanlısdeğerlendirdiğini düsünmeye baslamıs olmasına rağmen, onu, güvensizliğine bir süre daha devametmesi gerektiğini bilecek kadar iyi tanıyordu. Bir daha hiçbir zaman Raistlin’e körü körüne inan- ımayacaktı.Ama derken Raistlin’in pırıltılı gözlerini üzerinde gördü ve haber elbistan kardesinin sesinin aklında yankılandığını duydu. |Eve tek dönüs yolun!Caramon ani bir hiddetle yumruklarını sıktı ama Raistlin’in onu köseye kıstırmıs olduğunubiliyordu. Güneye, Thorbardin’e gidiyoruz, dedi kabaca, tedirgin bakıslarını elindeki kılıcaindirmisti. Sonra etrafındaki adamlara bakmak için bakıslarını kaldırdı. Bizimle gelecek misiniz?Bir anlık bir tereddüt yasandı. Adamların birkaçı, artık onların sözcüsü haline gelmis olan gençsoylu adamla konusmak için ilerledi. Adam onları dinledi, basıyla onayladı, sonra bir kez dahaCaramon’a döndü.Seni hiç tereddüt etmeden izleriz büyük savasçı, dedi genç120adam, ama senin bu kara cüppeli büyücüyle ne isin var? Kim ki Onu izleyelim?Adım Raistlin, diye cevap verdi büyücü. Bu adam benim korumamdır.Hiçbir tepki gelmedi, sadece kararsızlıkla çatılan kaslar ve kuskucu bakıslar.Doğru, onun korumağıyım, dedi Caramon sessizce, ama büyücünün asıl adıFistandantilus’tur.Bunun üzerine adamlar arasından hayret nidaları yükseldi. Çatık kaslar yerini saygı ifadelerine,hatta korku ve husuya bıraktı.Benim adım Garic, dedi genç adam, basbüyücüye Solamniya Sövalyelerinin modası geçmistarzında eğilip selam vererek. Seni duyduk Yüce Kisi. Yaptıklarınız giydiğiniz cüppe kadar kara daolsa, görünüse göre zaten karanlık islerin yasandığı bir çağda yasıyoruz. Sizi ve yanınızdagetirdiğiniz büyük savasçıyı izleyeceğiz.İleriye doğru bir adım atan Garic, kılıcını Caramon’un ayağının dibine bıraktı. Diğerleri de onauydu, kimi daha gönüllü, kimi daha ihtiyatlıydı. Birkaç tanesi de gölgelere gizlice süzüldü. Onlarınödlek yağcı takımından olduğunu bildiği haber elbistan için Caramon sesihaber elbistan

haber elbistan d

nda olduğu gibi olmalıydı. Fakat simdi sağlam görünen bir ibriği ozaman kırık bulmustu. Su anda genis tahta masada bulunan bir büyükitabını da yerde bulmustu.Muhafızlar esyaları haber elbistan karıstırıyor mu? diye sordu onunla kalan ikisine. Koca laboratuvarm enarkasına, Hiç Açılmayan Kapı’ya doğru giderken cüppesi bileklerine sürterek hısırdıyordu.Yo, hayır Efendimiz, dedi biri sasırarak. Hiçbir seye dokunma iznimiz yok.Raistlin omuzlarım silkti. İki yüzyıl içinde bu tür seyleri hesaba katmaya değmeyecek kadar çoksey olurdu. Belki de bir deprem, dedi kendi kendine, büyük Kapı’nın durduğu gölgelereyaklasırken konu üzerindeki ilgisini kaybederek.Büyücülük Asası’nı kaldırarak, büyülü ısığı önüne yolladı. Gölgeler laboratuvarm uzak kösesine,üzerinde platinden bes ejderha basının yontusunun bulunduğu ve Krynn üzerinde hiçbir anahtarınaçamayacağı, koca gümüs-çelik yüzüyle, Kapı’nın bulunduğu köseye çekildiler.Raistlin asasını yükseltti…ve nefesi kesildi. Uzun süre, nefesi ciğerlerinde ıslık çalıp düsüncelerifokurdayıp kaynarken, elinden bakmaktan baska bir sey gelmedi. Sonra hiddetinin ve gazabının tizçığlığı, Kule’nin karanlığının yasayan dokusunu yırttı.Kule’nin karanlık koridorlarında yankılanan çığlık o kadar korkunçtu ki kötü muhafızlar, belkide korkunç Kraliçe’lerinin haber elbistan üzerlerine saldırdığını düsünerhaber elbistan

 

haber elbistan e

a Tanrısıyla birlikteydi. Kendini dualarına vermis olduğu için, sonunda, Caramon’unzırhının tıngırtı ve gıcırtısı, onu yeniden gerçeği döndürünceye kadar ikizlerin girdiğini farketmemisti. Basını haber elbistan kaldırdı, kara saçları omuzlarına dökülürken onlara hiç hayret etmeden baktı.Yüzü yorgunluk ve hüzünle solgun da olsa sakindi. Paladine’a, onları getirmesi için dua etmemisbile olsa, Tanrının, onun gönülden geçen dualarına da, açıkça söylenmis duaları kadar cevapvereceğini biliyordu. Bir kez daha basını eğip sükrederek, içini çektikten sonra ayağa kalkarak,onlara bakmak için döndü.Raistlin’le göz göze geldi; sönmekte olan atesin ısığı, kukuletasının derinliklerinde de olsaadamın gözlerinden parlamıstı. Kız konustuğunda, sesi kendisine bile yağmurun damlalarınakarısı-192193yormus gibi geldi.Beceremedim, dedi.Raistlin rahatsız olmamıs gibi duruyordu. Genç adamın cesedine baktı. Dnanmadı mı?Yoo, inandı… Kız da cesede bakıyordu. Onu iyilestirmemi reddetti. Onun öfkesi …çokfazlaydı. Kız eğilerek hareketsiz suretin üzerine çarsafı çekti. Onu Paladine aldı. Artık eminolduğumu biliyor.O biliyor, dedi Raistlin. Ya sen?Crysania haber elbistan basını eğdi,haber elbistan

 

haber elbistan f

ne atıp minik elleriyle onu yumruklayarak….Gardurm Soth-arn/Suh kali Jalaranl diye bitirdi büyüsünü Raistlin soğukkanlılıkla.Raistlin’in kara cüppesini çekistirmeye devam eden Tas, havanın çatırdayıp, cızırdadığını duydu.Anlasılmaz bir çığlıkla dönen kender, haber elbistan büyücünün parmak uçlarından çıkan alevden yıldırımlarındoğrudan gnome’a gidisini izledi. Büyülü yıldırım Gnimsh’e tam göğsünden çarptı. O korkunçenerji gnome’un minik bedenini yerinden kaldırıp geri savurarak arkasındaki tas duvara çarptı.Gnimsh, bir çığlık bile atamadan yere yığıldı. Deri önlüğünden duman tütüyordu. Yanmıs tenininsanın midesini bulandıran,tatlı bir kokusu vardı. Kenderin mendilini tutan el seğirdikten sonraha-reketsizlesti.Tas kıpırdıyamadı. Elleri hâlâ Raistlin’in cüppesi üzerinde duruyordu; öylece bakakaldı.Haydi gel Tas, dedi Raistlin.Dönen Tas, Raistlin’e baktı. Hayır, diye fısıldadı titreyerek, kendini Raistlin’in güçlü ellerindenkurtarmaya çalısırken. Sonra ıstırapla bağırdı. Onu öldürdün! Neden? O benim arkadasımdı!Nedenlerim sadece beni ilgilendirir, dedi Raistlin, kıvranan kenderi sıkı sıkı tutarak. Simdi, senbenimle geliyorsun.Hayır, gelmiyorum! diye bağırdı Tas, deliler gibi karsı koyarak. Sen ne ilginçsin, ne de heyecanverici…sen seytansın… Cehen-nem’in kendisi gibi! Korkunçsun, çirkinsin ve ben seninle hiçbir yeregitmem! Hiçbir zaman! Bırak beni! Bırak beni!Gözyaslarıyla gözleri körlesen, bağıran, kasılmıs yumruklarıyla sağa sola sallanan Tas, bir cinnetiçersinde haber elbistan Raistlin’e vurdu.Dçine düshaber elbistan

 

haber elbistan u

decek homurtular çıkartırken. Bozkırlılarınsavastaki görkemleri ve bizim kendi soydaslarımızın savas konusundaki doğustan cesaretleri.Derken tepelerden asağıya atları üzerinde Solamniya Sövalyeleri geldi.Emri vermelisin Yüce Efendimiz! dedi komutanlardan biri. Ya da olduğumuz yerde ölmeyehazırlanalım.O halde kapatın o lanet haber elbistan olasıca kapıları! diye bağırdı Duncan hiddetle. Ama mekanizmayıçalıstırmayın. Bir umut olan son ana kadar çalıstırmayın. Gerek kalmayabilir. Kapıları kırmayaçalısmak onlara yeterince pahalıya patlar; dısarıya çıkmak için binlerce ton ağırlığında kayayıtemizlemek istemiyorum.267Kapıları kapatın, kapıları kapatın! diye çınladı birçok ses birden.Avludaki herkes, canlılar, yaralılar, hatta ölmekte olanlar bile yekpare kapıların kapanısınıizlemek için baslarını çevirip baktı. Yücegug da bunların arasındaydı; husuyla seyrediyordu. Bukoca kapılardan söz edildiğini duymustu; nasıl bu devasa kapıların yağlanmıs menteseleri üzerinderahatça hareket ettiğini, hatta bunları kapatmak için her iki tarafta birer cücenin kapılarıitmelerinin bile yeterli olduğunu yani. Yücegug mekanizmanın harekete geçirilmeyeceğini duyuncabiraz hayal kırıklığına da uğramamıs değildi. Kapıları örtmesi için tonlarca kayanın salıverilisinigörmemek onu üzmüstü.Yine de, bu bile yeterince eğlenceli olacağa benziyordu… Bir sonraki manzarada Yücegug’un nefesiöyle bir kesildi ki neredeyse boğulacaktı. Kapılara doğru bakınca gerisindekini gördü; görmüsolduğu sey felç ediciydi.Koca bir ordu ona doğru kosuyordu. Ve bu kendi orduları değildi!Bunun anlamının da, -bildiği kadarıyla- bu iste iki taraf -onlarınki ve diğerlerininki- olduğunagöre, gelenlerin düsman ordusu olduğu, kararma varmıstı derin bir düsünce anından sonra.Öğlen günesi Solamniya Sövalyeleri’nin zırhları üzerinde parlıyor, kalkanları üzerinde simseklerçaktırıyor, haber elbistan çekilmis kılıçlarında parılhaber elbistan

 

haber elbistan m

hoslansa da27bazen, Raistlin, gecenin yalnızlığında onların hep birlikte güldüklerini duyarak gönlünde bir sancıduyuyordu…Hiddetlenerek bütün bunların onu hiç ilgilendirmediğini kendi kendine hatırlatıyordu. Onunbasarmak istediği büyük bir amacı vardı.Dikkatini toplamalı, bütün gücünü muhafaza etmeliydi.Çünkü haber elbistan gün bu gündü, Fistandantilus’un çırağını seçeceği gün.Siz altınız ayrılacaksınız, diye düsündü Raistlin kendi kendine. Benden nefret ederek ve hakirgörerek, hiç biriniz, içinizden birinizin yasamını bana borçlu olacağını bilmeyeceksiniz!Eğitim Odası’nın kapısı gıcırdayarak açıldı ve masa basında oturan altı siyah cüppeli suretin bosbulunarak sıçramasına neden oldu. Onları çarpık tebessümüyle izleyen Raistlin, aynı tebessümünkapıda durmakta olan irfan sahibi, kül rengi yüzlü adamın yüzünde de yansıdığını gördü.Büyücünün pırıltılı bakısları sırasıyla, tek tek altı çırağa giderek, hepsinin, elleri büyü aletleriyleoynar veya sinirden kenetlenmis dururken baslarının öne eğilmesine, yüzlerinin kül renginedönmesine neden oldu.Sonunda Fistandantilus gözlerini ayrı oturan yedinci çırağa çevirdi.Raistlin büyücününbakıslarına hiç sinmeden karsılık verdi, çarpık tebessümü daha da çarpıklastı, alaya dönüstü.Fistandantilus’un kasları çatıldı. Ani bir hiddetle kapıyı çarpıp kapattı. Altı çırak, sessizliğiparamparça eden çarpma sesiyle yerlerinden sıçradı.Büyücü, Eğitim Odası’nın ön tarafına doğru, yavas ve duraksayan adımlarla yürüdü. Bir asayadayanıyordu ve bir sandalyeye oturmak için eğilirken kemikleri gıcırdadı. Büyücünün bakısları birkez daha önünde oturan altı çırağına gitti; onlara -genç, sıhhatli bedenlerine- bakarkenFistandantilus’un ellerinden biri haber elbistan boynundaki uzun, ağıhaber elbistan

 

haber elbistan t

sonra, Caramon çadırına daldığında tebessümü geri geldi. Koca adamın yüzükıpkırmızı kesilmis, gözleri açılmıs, eli kılıcının kabzasındaydı.Seni öldürmeliyim lanet olasıca piç kurusu! dedi haber elbistan boğulur gibi olan bir sesle.Bu sefer ne var kardesim? diye sordu Raistlin rahatsız olarak, bir yandan da çalısmakta olduğubüyükitabını okumaya devam ediyordu. Yoksa baska bir evcil kenderini mi öldürdüm?Ne için olduğunu gayet iyi biliyorsun! diye hırladı Caramon,159ÎTmbir küfür savurarak, ileri doğru yalpalayarak büyükitabım yakala- 4 dığı gibi sert bir hareketlekapattı. Gece mavisi cildine değen parmakları yandı ama o acıyı duymuyordu bile. LadyCrysania’yı or_ manda buldum; üzerindekiler yırtılmıstı, kendini telef edercesine D ağlıyordu.Yüzündeki o izler…Kendi ellerimle yaptım. Sana neler olduğunu anlattı mı? diye kesti sözünü Raistlin.Evet, ama…Sana kendisini bana sunduğunu anlattı mı?Dnanmıyorum…Ve benim onu reddettiğimi, diye devam etti Raistlin soğuk bir edayla, gözleri kardesiningözlerine hiç kırpısmadan bakıyordu.Seni küstah oro…Ve su haber elbistan anda dahaber elbistan

 

haber elbistan z

n gittiklerini söyle ona… dedi.Pusuya çok kolay düstüler.Kederli günün solmakta olan ısığında, suların dallarından monoton bir ritimle düstüğü,dökülmüs yapraklarının kendi atlarının seslerini bile boğduğu sık ağaçlar altından atlarınısürerken, haber elbistan hepsi, kendi kasvetli düsünceleri içinde kaybolmuslardı. Hiç biri, çok geç oluncaya kadardört nala gelen atların ve çınlayan parlak çeliğin sesini duymamıstı.Daha ne olduğunu anlayamadan ağaçlardan kara suretler100devasa ve korkunç kuslar misali atlayarak, onları kara pelerinden kanatlarıyla örtüvermislerdi. Hersey sessizce ve büyük bir maharetle yapılmıstı.Biri Raistlin’in arkasından tırmanarak, daha büyücü arkasına bile bakamadan büyücüyü bayılttı.Bir baskası Crysania’nın yakınındaki bir daldan asağıya atlayarak eliyle kızın ağzını kapatıphançerini tam boğazına dayadı. Ama Caramon’u atından asağıya çekip adamı yere devirmek için üçkisi gerekmisti ve boğusma bittiğinde haydutlardan biri ayağa kalkamadı. Görünüse göre de birdaha hiç kalkamayacaktı. Yüzü yanlıs tarafa doğru, çamur içinde kıpırdamadan yatıyordu.Boynu kırılmıs, diye rapor verdi haydutlardan biri -her sey olup bittikten sonra- çıkan isiincelemek için olay yerine gelen bir surete.Güzel de becerilmis, diye fikrini beyan etti haydut soğukkanlılıkla, dört kisinin zor zaptettiği,koca kolları yay kirisleriyle bağlanmıs olan Caramon’u süzerek. Basındaki derin bir kesikten haber elbistan kanbosalıyor, yağmur sulhaber elbistan