haber hatay

 

haber hatay

ıl bu devasa kapıların yağlanmıs menteseleri üzerinderahatça hareket ettiğini, hatta bunları kapatmak için her iki tarafta birer cücenin kapılarıitmelerinin bile yeterli olduğunu yani. Yücegug mekanizmanın haber hatay harekete geçirilmeyeceğini duyuncabiraz hayal kırıklığına da uğramamıs değildi. Kapıları örtmesi için tonlarca kayanın salıverilisinigörmemek onu üzmüstü.Yine de, bu bile yeterince eğlenceli olacağa benziyordu… Bir sonraki manzarada Yücegug’un nefesiöyle bir kesildi ki neredeyse boğulacaktı. Kapılara doğru bakınca gerisindekini gördü; görmüsolduğu sey felç ediciydi.Koca bir ordu ona doğru kosuyordu. haber hatay Ve bu kendi orduları değildi!Bunun anlamının da, -bildiği kadarıyla- bu iste iki taraf -onlarınki ve diğerlerininki- olduğunagöre, gelenlerin düsman ordusu olduğu, kararma varmıstı derin bir düsünce anından sonra.Öğlen günesi Solamniya Sövalyeleri’nin zırhları üzerinde parlıyor, kalkanları üzerinde simseklerçaktırıyor, çekilmis kılıçlarında parıldıyordu. Arkalarında, geriden piyade alayları kosarakyaklasıyordu. Fistandantilus’un Ordusu kaleye saldırıyor, kapılar kapatılıp önleri örtülmedenyetismeye çalısıyorlardı. Önlerine çıkacak kadar cesur olan birkaç dağ cücesi oldukça keskinkılıçlarla biçilip, atların nalları altında can vermisti.Düsman gittikçe yaklasıyordu. Yücegug’m asabı bozularak haber hatay yutkundu. Askeri manevralarhakk

eyeceksiniz!Eğitim Odası’nın kapısı gıcırdayarak açıldı ve masa basında oturan altı siyah cüppeli suretin bosbulunarak sıçramasına neden oldu. Onları çarpık tebessümüyle izleyen Raistlin, aynı tebessümünkapıda durmakta olan irfan sahibi, kül rengi yüzlü adamın yüzünde haber hatay de yansıdığını gördü.Büyücünün pırıltılı bakısları sırasıyla, tek tek altı çırağa giderek, hepsinin, elleri büyü aletleriyleoynar veya sinirden kenetlenmis dururken baslarının öne eğilmesine, yüzlerinin kül renginedönmesine neden oldu.Sonunda Fistandantilus gözlerini ayrı oturan yedinci çırağa çevirdi.Raistlin büyücününbakıslarına hiç sinmeden karsılık verdi, çarpık tebessümü daha da çarpıklastı, alaya dönüstü.Fistandantilus’un kasları çatıldı. Ani bir hiddetle kapıyı çarpıp kapattı. Altı çırak, sessizliğiparamparça eden çarpma sesiyle yerlerinden sıçradı.Büyücü, Eğitim Odası’nın ön tarafına doğru, yavas ve duraksayan adımlarla yürüdü. Bir asayadayanıyordu ve bir sandalyeye oturmak için eğilirken kemikleri gıcırdadı. Büyücünün bakısları birkez daha önünde oturan altı çırağına gitti; onlara -genç, sıhhatli bedenlerine- bakarkenFistandantilus’un ellerinden biri boynundaki uzun, ağır bir zincirin ucuna takmıs olduğupandantife giderek oksadı. Bu garip görünüslü bir pandantifti: sade gümüsten, içine yerlestirilmistek, oval bir kantası vardı.Genellikle çıraklar ne ise yaradığını merak ederek, kendi aralarında bu pandantif hakkındakonusurlardı.Bu Fistandantilus’un taktığı tek süs esyasıydı ve hepsi bunun çok kıymetli olmasıgerektiğini biliyordu. En alt seviyedeki çıraklar bile pandantife yapılmıs olan, onu her türlübüyüden koruyan, güçlü koruma ve muhafaza büyülerini hissedebilirdi. Ne haber hatay ise yarıyor? diyefısıldarlard

haber hatay

ndan tırmanarak, daha büyücü arkasına bile bakamadan büyücüyü bayılttı.Bir baskası Crysania’nın yakınındaki bir daldan asağıya atlayarak eliyle kızın ağzını kapatıphançerini tam haber hatay boğazına dayadı. Ama Caramon’u atından asağıya çekip adamı yere devirmek için üçkisi gerekmisti ve boğusma bittiğinde haydutlardan biri ayağa kalkamadı. Görünüse göre de birdaha hiç kalkamayacaktı. Yüzü yanlıs tarafa doğru, çamur içinde kıpırdamadan yatıyordu.Boynu kırılmıs, diye rapor verdi haydutlardan biri -her sey olup bittikten sonra- çıkan isiincelemek için olay yerine gelen bir surete.Güzel de becerilmis, diye fikrini beyan etti haydut soğukkanlılıkla, dört kisinin zor zaptettiği,koca kolları yay kirisleriyle bağlanmıs olan Caramon’u süzerek. Basındaki derin bir kesikten kanbosalıyor, yağmur sularıyla kanı yüzüne doğru akıtıyordu. Basını sallayıp kandan kurtulmayaçalısan Caramon, boğusmaya devam ediyordu.Lider konumundaki haydut, muhafızlarından birkaçı endiseyle bakıp hayranlıkla baslarınısallarken, Caramon’un güçlü, ıslak yay kirislerini haber hatay zorlayan güçlü adalel

e hiddetlenmis bir adam,kalabalık içinden kendisine yol açarak ilerledi. Komutanlarının azarı karsısında sıkılan adamlarsakinlestiler; bağırıslar da, subayla birlikte gelen muhafızların kalabalığı dağıtmaya çalısmasıylamırıltılara dönüstü.Bütün haber hatay bunlar için generalden özür dileriz, dedi yüzbası, Caramon atından inip, hayvanınboyunu teskin edercesine oksarken. Gözleri hâlâ dönmüs, kulakları seğiren hayvan Caramon’untemasıyla sakinlesti.Yüzbası yaslı bir adamdı; bir Sövalye değil de otuz yıllık tecrübesi olan paralı bir askerdi. Yüzüyara izleriyle doluydu; sol elinin bir bölümünü bir kılıç darbesiyle kaybetmisti ve yürüyüsündebelirli bir aksaklık vardı. O sabah, yaralı yüzü, genç komutanın sert yüzüne bakarken utançlakızarmıstı.izciler sizin geldiğinizi haber verdiler efendim ama ben daha sana varamadan bu azgınköpekler -çekilmekte olan adamlara ters ters baktı- kızısmıs bir köpek görmüs gibi sizesaldırıverdiler. Özür dilerim komutanım, diye mırıldandı tekrar, saygısızlık etmek istememistim.Caramon yüzündeki ifadenin ciddiyetini dikkatle muhafaza ediyordu. Ne oldu? diye sordu,yorgun atını kampa doğru yürüterek. Yüzbası hemen cevap vermektense Caramon’un refakatindekilereanlamlı anlamlı baktı.Caramon anladı. Siz yolunuza devam haber hatay edin, dedi

haber hatay

haber hatay a

neler gibi, onları bizeçekecek. Atlar nefessiz kaldı. Bırak mecbur kaldığında dövüsmeyi, yola devam edebilecek haldebile değilsin. Bu gece burada kamp kurarız. Biraz dinlenirsin, sabah dinç bir halde devam ederiz.Elleri eyerde olan Raistlin kardesine bakarak haber hatay duraksadı. Sanki tartısacak gibiydi ama bir öksürüknöbeti daha tuttu. Elleri yanma kaydı, basını atının böğrüne dayadı, kıpırdayamayacak kadar yorgunmusgibi.Haklısın kardesim, dedi konusabildiği zaman.Bu alısılmadık zayıflık gösterine hayret eden Caramon neredeyse kardesine yardım etmeyegidecekti ki tam zamanında kendine hakim oldu: Ona ilgi göstermek sadece acımasızcaazarlanmasına neden olurdu. Sanki ters giden bir sey yokmus gibi hareket ederek, kardesinin yatakdenkini açmaya basladı; bir yandan da ne dediğine dikkat etmeden sohbet ediyordu.Sunu bir sereyim de, sen dinlen. Belki küçük bir ates yakmayı göze alabiliriz, sen de öksürüğüneiyi gelen iksirini ısıtırsın. Burada, Garic’in hazırlamıs olduğu biraz etle, sebze var. Caramon nedediğini düsünmeden konusmaya devam ediyordu. Ben bir türlü yapıvereyim. Aynı eskigünlerdeki gibi olacak.Tanrılar adına! Bir an sırıtarak sustu. Bir sonraki lokmamızın nereden geleceğini bilmediğimizhalde, o günlerde ne yerdik! Hatırlıyor musun? Senin bir baharatın vardı. Onu tavaya atardın.171170Neydi o? Bakısları ileri doğru gitti, sanki zamanın puslarım gözleriyle aralayabilirmis gibi.Hangisinden bahsettiğimi hatırladın mı? Onu büyü yaparken de kullanıyordun. Ama yahniye dene yakısıyordu! Adı…sanki bizimki gibi bir seydi…marjere, merjanke müydü? Hah! -Caramongüldü- Senin o eski ustanın haber hatay bizi büyühaber hatay

 

haber hatay b

ldı ve sendeleyerek çadırına gitti.Burada karanlıklar içinde tek basına kalınca, içinde hiçbir sey kalmayıncaya kadar çadırın birkösesine çıkarttı. Sonra yatağına devrilerek sonunda kendisini ağrılarına ve yorgunluğuna teslimetti.Ama karanlık büyük haber hatay bir merhametle onu örterken Crysania’ nın sözlerini hatırladı: Kardesininyasamı için Paladine’a sükret.Raistlin’in hastalıklı yüzü Caramon’un gözü önüne gelince duası boğazında düğümlendi.Böfüm 10uncan’ın ikametgâhının dısında duran misafir tasına hafifçe vuran Kharas,sabırla yanıtı bekledi. Pek bir zaman geçmeden yanıt geldi. Kapı açıldı ve kralı önünde belirdi.Gir içeri, hos geldin Kharas, dedi Duncan, uzanıp cüceyi çekerek.Utançla kızaran Kharas, kralının ikametgâhına girdi. Rahatlatmak için ona kibarca gülümseyenDuncan, Kharas’ı alıp özel çalısma odasına götürdü.Yerin çok altında, dağ krallığının kalbine insa edilmis olan Dun-can’ın evi, cücelerin çok beğendiğiağır, kara, masif ahsap mobilyalarla dolu odalar ve tünellerden olusan karmasık bir labirentti.Thorbardin’deki evlerin çoğundan daha genis ve daha çok odalı olmasına rağmen, diğer yönlerdenDuncan’in ikametgâhı, diğer cücelerin ikametgâhlarıyla neredeyse tıpatıp aynıydı. Baska türlüolsaydı büyük bir zevksizlik abidesi sayılırdı. Kral olması Duncan’in havalara girmesi için bir hakvermiyordu ona. O yüzden, hizmetkârları olmasına rağmen, kapıya kendi bakıyor ve konuklarınakendi eliyle hizmet ediyordu. Dul olduğu haber hatay için evinde,haber hatay

 

haber hatay c

birlerini süzerken Caramon’un adamlarıne yapacaklarını bilemeden bakı-nacaklardı.Caramon onları karsılamaya çıktı. Dikkatle giyinmis, uysun diye yaptırdığı birkaç parça yenizırha ilaveten, gladyatör oyunlarındaki altın zırhı ile miğferini takmıstı. Yanık teni, benzersizfiziği, güçlü, yakısıklı yüzü ile hükmedici bir varlığı haber hatay vardı ve suratsız cüceler bile gönülsüz birkaçtakdir bakısı attılar.Caramon ellerini kaldırdı.Hos geldiniz konuklarım! dedi yüksek, gümleyen bariton sesiyle. Hos geldiniz. Bu bir dostlukyemeği, ırklarımız arasındaki yeni kurulmus arkadaslığın, ittifakımızın bir isareti…Bu söz üzerine birkaç mırıltılı söz, atısma ve alay duyuldu. Cücelerden biri yere tükürerek,birkaç Bozkırlının yaylarını alıp birer adım ilerlemelerine bile neden olmustu: Bu, Bozkırlı insanlararasında korkunç bir hakaret kabul ediliyordu. Reisleri onları durdurdu; sözünün kesilmesinisoğuk bir edayla fark etmemis gibi yapan Caramon sözlerine devam etti.Birlikte savasacağız, belki de birlikte öleceğiz. O yüzden gelin bu aksam ilk bulusmamızı birlikteoturup ekmeğimizi paylasarak, kardesler gibi içerek baslayalım. Akraba ve arkadaslarınızdanayrıldığınız için gönülsüz olduğunuzu biliyorum ama yeni arkadaslıklar kurmanızı istiyorum. Oyüzden birbirimizle kaynasmamıza yardımcı olması için küçük bir oyun oynamamız konusundabir karara vardım.Bu söz üzerine cücelerin gözleri fal tası gibi açılarak sakalları titredi ve ağır bir mırıltı havadagök gürültüsü gibi patladı. Hiçbir eriskin cüce oyun oynamazdı! (Tas Çarpmak ve Çekiç Atmagibi bazı eğlenceli faaliyetler spor sayılıyordu.) Öte yandan Karagece ile adamlarının yüzüaydınlandı; Bozkırlılar ise oyunlar ve yarıslar için yasardı, bunlar en azından komsu kabileleresavas açmak ka-247dar önemli sayılırdı.Caramon kolunu savurarak, haber hatay masaların arkasında duranhaber hatay

 

haber hatay

hızlı, engin bir karanlık tarafından alınıp götürülüyormus gibi bir his…Raistlin! Titreyen elleriyle etrafını yoklayan Crysania rutubetli, soğuk taslardan baska bir seyhissetmedi. Sonra dehset verici bir anıyla hafızası geri geldi. Elinde simsekler çakan bir haber hatay kılıçlakardesine dalan Caramon… Büyücüyü korumak için rahiplere özgü bir büyü yapan kendisözleri…Tasa çarpan kılıcın sesi…Fakat o çığlık -bu Caramon’un sesiydi! Ya Caramon-Raistlin! diye seslendi Crysania ayağa kalkmaya çabalarken. Sesi yok oldu, kayboldu, karanlıktarafından yutuldu. Bu, o kadar korkunç bir histi ki bir daha konusmaya cüret edemedi. Kollarınıkavusturup, yoğun soğukla titreyen Crysania’nın eli gayri ihtiyari boynundaki Paladinemadalyonuna gitti. Tanrısının düsüncesi içini doldurdu.Isık, diye fısıldadı madalyonunu sıkı sıkı tutarak; Tanrıya, karanlığı ayndınlatması için dua etti.Parmakları arasındaki madalyondan yumusak bir ısık akmaya, kızı boğan siyah kadifeyi geriiterek, nefes almasına imkan vermeye basladı. Zinciri basının üzerine kaldıran Crysaniamadalyonu havada tuttu. Isığı etrafına tutarak çığlığın geldiği yönü hatırlamaya çalıstı.Parçalanmıs, kararmıs mobilyalar, örümcek ağları, yere saçılmıs kitaplar, duvarlardan devrilenkitap raflarını gördü. Fakat bunlar da en az karanlığın kendisi kadar ürkütücüydü; onları doğurankaranlıktı. Bu nesnelerin, burada olmaya, ondan daha çok hakları vardı.Sonra çığlık yeniden duyuldu.Eli titreyen Crysania hızla sese doğru döndü. Madalyonun ısığı karanlığı aralayarak iki sureti,insanı sok eden bir açıklıkla gözler önüne serdi. Siyah cüppe giyen biri soğuk zemin üzerindehareketsiz ve haber hatay sessiz yatıyordu.haber hatay

haber hatay d

diyoruz: Ancak çıkartabileceğimizi. Yüzlerce baskaağız ekle… Basını salladı.Kharas düsüncelere dalarak durdu; sonra basını kaldırdı, kara gözlerinde simsekler çakıyordu.Eğer bu doğruysa, haber hatay öyle olsun!139138dedi sertçe. Hep birlikte açlıktan ölmek, birbirimizle savasırken ölmekten iyidir!Soylu sözler, dostum, diye cevap verdi Duncan.Davulların sesi odanın içinde gümbürdüyor,derin sesler Pax Tharkas’tan daha eski, -belki de- dünyanın kemiklerinden bile eski, kıskırtıcı savastürküleriyle yükseliyordu. Ama soylu sözler karın doyurmaz Kharas. Onları su gibi içemezsin,ayaklarına saramazsın, ocağında da yakamazsın, açlıktan ağlayan çocuklarına da veremezsin.Peki babaları ayrılıp hiç geri dönmeyen çocuklar ne yapacak? diye sordu Kharas sertçe.Duncan kaslarını kaldırdı. Bir ay ağlayacaklardır, dedi o kadar, sonra onun hakkını dayiyecekler. O da öyle olmasını istemez miydi?Bu sözle dönerek, Baronlar Salon’nünü terk ederek bir kez daha mazgallı siperlere doğru ilerledi.Duncan, haber hatay Baronlar Salonu’nda Khhaber hatay

 

haber hatay e

amadı. Sanki derin bir konsantrasyon içersinde kaybolmusçasına gözlerinikapatarak kenderi sıkı sıkı tuttu ve aniden Tas’ın etrafındaki zemin kaymaya ve kabarmayabasladı. Manzara hızlı sıvısal bir hareket kazanınca kender etrafını hayranlıkla haber hatay seyretmeye basladı.Biz hareket etmiyoruz, diye fark etti Tas husu içinde, zemin hareket ediyor!Iıı, dedi Tas kısık sesle, neredeyiz demistin? Cehennem’desin, dedi suret mezardan gelirmisgibi bir sesle. Hay Allah, dedi Tas, hüzünle. Kendimi o kadar da kötü bulmuyordum.Burnundan asağıya bir yas yuvarlandı. Demek ki Cehennem burası. İnsallah çok hayal kırıklığınauğradığımı söylemis olmamdan alınmazsın. Her zaman Cehennem’in son derece büyüleyici bir yerolacağını düsünmüsümdür. Ama su ana kadar hiç de öyle bulmadım. Birazcık bile. Son…son derececan sıkıcı ve … çirkin… ve kabalasmak istemem ama son derece de garip bir kokusu var. Burnunuçekerek, burnunu koluna sildi; bir mendil almak için cebine uzanamayacak kadar mutsuzdu. Nereye gidiyoruz demistin?Yetkili kisiyi görmek istemistin, dedi suret ve eli boynuna takmıs olduğu madalyon üzerindekapandı.Etraflarındaki manzara değisti. Bu, Tas’ın bulunduğu bütün sehirlerdi sanki ama hiçbiri dedeğildi. Tanıdık geliyordu ama yine de tanıdığı tek bir yer yoktu. Siyah, düz, yasamsızdı ama yinede yasamla dopdoluydu. Hiçbir sey göremiyor, duyamıyordu haber hatay ama her yanındahaber hatay

 

haber hatay f

Zamanın Efendisi; ve sana bana itaat etmeni emrediyorum!Kürenin ısığı söndü. Raistlin tutmakta olduğu ellerin titreyip, elinden kayıp gitmeye basladığınıhissetti. Her yanını hiddet ve haber hatay korku kapladı ama bu hisleri hızla bastırarak elleri sıkı sıkı tutmayadevam etti.Titreme geçti, eller gevsedi.Dtaat ediyoruz Efendimiz.Raistlin rahat bir nefes almayı bile göze alamadı.Pekâlâ, dedi sesini, uslandırmaya çalıstığı çocuğuyla (ama ne yaramaz çocuk diye düsündükendi kendine!) konusan bir baba gibi sert tutmaya çalısarak. Soğuk bir edayla devam etti, Palanthas’dakiYüksek Büyücülük Kulesi’ndeki çırağımla irtibat kurmam gerek. Emirlerime kulak ver.Sesimi zamanın enginliği içinden tası. Sesimi Dalamar’a götür.Sözleri söyle efendimiz. Kendi kalp atıslarını duyduğu gibi duyacak sesinizi; siz de onun cevabınıaynı sekilde duyacaksınız.Raistlin basıyla onayladı…214Böfüm 2alamar büyü kitabını kapatarak hüsranla yumruklarını sıktı. Her seyi doğruyaptığına, kelimeleri gerektiği sekilde söylediğine, sözleri yazılmıs olduğu sayıda tekrarladığınaemindi. Gereken her seyi yerine getirmisti. Raist-lin’in bu büyüyü yapısını yüzlerce kezgörmüstü.Yine de o, yapamıyordu.Basını yorgun bir haber hatay edayla elleri arashaber hatay

 

haber hatay u

ilerledi.Kapıya varınca dikkatle, holde, bir yukarı, bir asağı baktı ama görünürde kimse yoktu. Sessizcekoridora süzülünce -kendisinin alıkonulmus olduğu gibi- karanlık, kapalı hücrelerden ve koridorunbir ucunda bulunan yukarı tırmanan merdivenden baska bir haber hatay sey görmedi. Diğer tarafa bakınca dakaranlık gölgelerden baska bir sey görmemisti.Neredeyim acaba? Tas, koridordan merdivenlere doğru ilerlemeye baslamıstı: Gördüğükadarıyla tek çıkıs yolu burasıydı. Simdi, bakalım -diye düsünmeye basladı kender filozofçasına-pek önemli olduğunu zannetmiyorum. Cehennem’ de bulunmus olmanın iyi yanlarından biri de,ne kadar kasvetli olursa olsun her yerin, mukayese edildiğinde hos görünüyor olması.Bir ara, bacaklarıyla yaptığı kısa bir tartısma için durmak zorunda kalmıstı -bacakları hâlâ yatağadönme taraftarıydı- ama o, anlık zayıflığı geçmisti ve sonunda merdivenin altına vardı. Dinleyincesesler duymaya baslamıstı.Tüh be, diye mırıldandı, durup, gölgelere sinerek. Yukarıda biri var. Muhafızlardır her halde.Seslerine bakılırsa bunlar cüce. Ne deniyordu onlara, hah Devvar. Tas sessizce durup tok seslerinne dediğini çıkartmaya çalıstı. Dnsan gibi uygarca bir dil konusabilirler gibi geliyor insana, diyeatıldı huzursuzca. Dnsanın anlayabileceği cinsten. Gerçi, heyecanlı gibiler.Sonunda merakına mağlup olan Tas, merdivenlerin ilk basamaklarını çıkarak köseden gizlicebaktı. Nefesini tutarak hemen geri çekildi. Dki tane var. Dkisi de merdivenleri kapatmıslar.Arkalarından geçmenin de yolu yok.Aletleri ve silahlarının olduğu haber hatay keseleri gitmis, Thorbardin’dehaber hatay

 

haber hatay m

ıkça, nefeslerini kendilerine saklamaya baslamıslardı.Geceleri insanlar durdukları yere yığılıyor, yetersiz öğünlerini yedikten sonra, çavuslar tarafındantekmelenerek basladıkları güne kadar yorgun bir uykuya dalıyorlardı.Moraller bozulmustu. Homurdanmalar, sikâyetler baslamıstı; özellikle de yiyecek azaldıkça. Bu,dağlarda bir sorun olmamıstı. Orada av hayvanları çoktu. haber hatay Ama bir kez Bozkırlara çıkınca, Caramon’unda önceden söylemis olduğu gibi, gördükleri yegâne canlı, birbirleriydi. Sabah aksamolmak üzere günde iki kez dağıtılan sert, mayasız ekmek ve kayıs gibi kurutulmus et ile idareediyorlardı. Caramon, erzak arabaları kısa bir süre içersinde yetismezse, bu yetersiz miktarın bileyarıya ineceğini biliyordu.Fakat komutanın, yiyecekten baska, çok daha kritik iki endisesi vardı. Biri su bulunamamasıydı.Reghar kendinden emin bir sekilde onlara Bozkırda kuyular olduğunu söylemis olduğu halde,rastladıkları ilk iki kuyu kuru çıkmıstı. O zaman -sadece o zaman-yaslı cüce, Bozkırlara son gözattığı zamanın Afet öncesi olduğunu suratsızca itiraf etmisti. Caramon’un diğer sorunu da,müttefikler arasındaki iliskilerin hızla kötülesmesiydi.En iyi hallerinde bile pejmürde görünen müttefikler, artık dikislerinden açılmaya baslamıslardı. Kuzeyden gelen insanlar o andaki sorunların nedeni olarak, büyücüyü dinledikleri için cüceleri ve ‘Bozkırlıları görüyordu. (Bozkırlılar ise daha önce dağlara hiç çıkmamıslardı. Dağlık arazide savasmanın ve yasamanın çok soğuk ve karlı bir ortam olduğunu fark etmislerdi; reislerinin de kabaca Caramon’a belirttiği gi-288bi: Ya çok yüksek, ya çok alçaktı!Artık güney ufkunda, dev Thorbardin dağlarının yükseldiğini gören Bozkırlılar, dünyadaki bütünaltın ve çeliğin yurtlarının altın rengi ve düzlük otlukları kadar güzel olmadığını düsünmeyebaslamıstı. Caramon birkaç kere, bu adamların kara bakıslarının kuzeye doğru döndüğünü görmüsve bir sabah haber hatay kalktığında yerlerinde yellehaber hatay

 

haber hatay t

kten sonra, çavuslar tarafındantekmelenerek basladıkları güne kadar yorgun bir uykuya dalıyorlardı.Moraller bozulmustu. Homurdanmalar, sikâyetler baslamıstı; özellikle de yiyecek azaldıkça. Bu,dağlarda bir sorun olmamıstı. Orada av hayvanları çoktu. Ama bir kez Bozkırlara çıkınca, Caramon’unda önceden söylemis haber hatay olduğu gibi, gördükleri yegâne canlı, birbirleriydi. Sabah aksamolmak üzere günde iki kez dağıtılan sert, mayasız ekmek ve kayıs gibi kurutulmus et ile idareediyorlardı. Caramon, erzak arabaları kısa bir süre içersinde yetismezse, bu yetersiz miktarın bileyarıya ineceğini biliyordu.Fakat komutanın, yiyecekten baska, çok daha kritik iki endisesi vardı. Biri su bulunamamasıydı.Reghar kendinden emin bir sekilde onlara Bozkırda kuyular olduğunu söylemis olduğu halde,rastladıkları ilk iki kuyu kuru çıkmıstı. O zaman -sadece o zaman-yaslı cüce, Bozkırlara son gözattığı zamanın Afet öncesi olduğunu suratsızca itiraf etmisti. Caramon’un diğer sorunu da,müttefikler arasındaki iliskilerin hızla kötülesmesiydi.En iyi hallerinde bile pejmürde görünen müttefikler, artık dikislerinden açılmaya baslamıslardı. Kuzeyden gelen insanlar o andaki sorunların nedeni olarak, büyücüyü dinledikleri için cüceleri ve ‘Bozkırlıları görüyordu. (Bozkırlılar ise daha önce dağlara hiç çıkmamıslardı. Dağlık arazide savasmanın ve yasamanın çok soğuk ve karlı bir ortam olduğunu fark etmislerdi; reislerinin de kabaca Caramon’a belirttiği gi-288bi: Ya çok yüksek, ya çok alçaktı!Artık güney ufkunda, dev Thorbardin dağlarının yükseldiğini gören Bozkırlılar, dünyadaki bütünaltın ve çeliğin yurtlarının altın rengi ve düzlük otlukları kadar güzel olmadığını düsünmeyebaslamıstı. Caramon birkaç kere, bu adamların kara bakıslarının kuzeye haber hatay doğru döndüğünü görmüshaber hatay

 

haber hatay z

, tutku… Yıllar önce genç bir adamla nisanlanmıs ve adamdan oldukça da hoslanmıstı. Amaadama asık olmamıstı. Aslında hiçbir zaman asık olmamıstı…çocuklara anlatılan masallardaki gibibir askla. Baska bir insanla o kadar sarmalanmıs olmak ona insanın sakınması gerektiği haber hatay bir acizlik,bir sakatlık gibi geliyordu. Tanis Yarımelf in ona kendi karısı Laurana’yla ilgili söylemis olduğu birsey geldi aklına; nasıl demisti? O gittiğinde sağ kolumu yitirmis gibi hissediyorum kendimi…Aman ne romantik bir saçmalık, diye düsünmüstü o zamanlar. Ama simdi kendi kendinesoruyordu, o da Raistlin için öyle hissetmemis miydi? Düsünceleri İstar’daki son güne, o korkunçfırtınaya, çakan simseklere ve kendisini nasıl aniden Raistlin’in kollarında bulduğuna gitti. Kalbibir kez daha o güçlü kollara duyduğu özlemin ani sızısıyla kasıldı. Ama aynı zamanda keskin birkorku, garip bir reddedis de vardı.İstemeden adamın gözündeki o hummalı pırıltıyı, fırtınadakarsısındaki sevincini hatırladı; sanki fırtınayı bizzat kendi davet etmis gibi.Üzerine sinmis olan büyü bilesenlerinin garip kokusu gibiydi:baharatların ve gülün hos kokusuna karısmıs, çürümekte olan yaratıkların insanın içini bayıltan,kükürdün keskin kokusu. Bedeni, adamın teması için ölüp bitse bile, ruhundaki bir sey dehsetlegeri çekiliyordu…Caramon’un karnı gümbürtüyle guruldadı. Ölümcül bir sessizliğe sahip odadaki bu ses, insanıyerinden sıçratabilirdi.Düsünceleri dağılarak basını kaldıran Crysania koca adamın utançtan mosmor olduğunu gördü.Aniden kendi açlığını hatırlayan Crysania -en son ne zaman bir lokma yemeği yutabildiğim bilehatırlamıyordu- gülmeye basladı.Caramon kıza kuskuyla baktı, belki de kızın isterik olduğunu düsünüyordu. Koca adamınyüzündeki saskın haber hatay ifade karsısında, Crysanihaber hatay